Elmalarla armutlar ancak kafalarda birlikte toplanır.
Aynı anda hem "Siyasette hiçbir şey değişmesin" diyerek statükonun simgesi olan siyasi partideki değişimi sadece bir isim değişikliğine endekslersiniz.
Ülkenin kronikleşmiş kriz konularından hiçbirisine farklı bakış açısı getirmeyen söylemlerin sahipleri için "Tuti-i mucize güyem" in çağdaş uyarlamalarını yaparsınız.
"Değişim mucizesinin papağanı" olarak sunarsınız onları.
Bir yanda da, aile düzenine ve kadın- erkek ilişkilerine post modern yaklaşımlarla eğilirsiniz.
Gerçek yaşamdaki "Aşk-ı Memnu" ları arayıp bulur ve her gün onları teşhir edersiniz.
Okurlarınız ve izleyicileriniz de bebeklikle çocukluk arasında kalmış küçükler gibi, her gün aynı hikâyeyi dinlemeyi "Dünyayı anlamak" olarak algılarlar.

Her çeşit ezber var
Yurt ve dünya olaylarını ve bugünü düne bağlayan gelişmeleri resmi ve medyatik ezberlerin ışığında yorumlarlar.
Osmanlı'nın "İyi padişahlar" dönemlerinde yükselip "Kötü padişahlar" dönemlerinde inişe geçtiğini düşünürler.
Dış dünyada yer alan değişimle içerideki oluşumlar arasında uyumsuzluk hangi sonuçlara dayanır konusu pek düşünülmez.
Kanuni'nin torunu olmayı benimserler ama 2'nci Abdülhamid'in de torunları olduklarını kabullenmezler.
Patrona Halil, Kabakçı Mustafa ve Enver Paşa arasındaki ortak noktaları kimse aramak istemez.
Sonunda bugünün siyasetine de böyle bakılır.

Sözde değişim arayışı
Sanki bir iktidar veya bir başbakan giderse, yeni gelenle her şeyin değişik olacağı zannedilir.
Kimse bu ideolojik yapı ve bu siyasi vesayet sisteminde, partiler arasındaki temel farkın iktidarda veya muhalefette olmaktan başka bir anlam taşımadığını düşünmez.
Başörtüsü de, Kürt realitesi de, Avrupa Birliği'ne tam uyum da, Kıbrıs sorununun çözümü de böylece, kuşaklar boyu siyasi sakız olmaktan öteye gidemez.
Bu arada hangi ünlü erkek hangi ünlü kadınla işi pişirmiş benzeri konularla donuk gündem sözde dağıtılır.

PKK ve Google
"Bilişim Çağı"nda internete girişler yasaklanırken birileri de "Matbaa neden Osmanlı Türkleri'ne 200 yıl gecikmeli geldi" sorusunun cevabını ararlar. Ama kimse matbaanın icadından çok kısa süre sonra İstanbul'da azınlıkların matbaalarında kitaplar basıldığını pek hatırlamaz.
"PKK'yla mücadele" ile "Google ve YouTube ile mücadele" devletin çeşitli katlarında aynı üslupla ele alınır.
Anayasa Mahkemesi'nin demokratikleşmeyi engellemesi ihtimalinden ürkenler, diğer mahkemelerin internete erişimi yasaklaması karşısında mutluluk duyarlar.
Böylece ömürler geçer.
Sizin de zaman zaman canınız sıkılmıyor mu bu tekdüzelikten?
Aynı konuların ve aynı sorunların tazelenip yeniden sofraya sürülmesi sizi de bıktırmadı mı? 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.