DURSUNBEY ve YAKIN ÇEVRESİNİN EKO–TURİZM POTANSİYELİ
 
Doç. Dr. Abdullah SOYKAN

ÖZET

Doğal ve kültürel kaynakları tahrip etmeyen, çevreyi ön plana alarak kalkınmayı hedefleyen sürdürülebilir kalkınmanın turizme yansıması olan eko-turizm; günümüz rekreasyonel turizm kaynaklarının çevreye saygı ve duyarlılığının arttırılması yoluyla, gelecek nesillere tahribatsız ya da mümkün olabilen en az tahribatla aktarımını hedefleyen ölçülü, çevreye duyarlı ve saygılı bir turizm politikasıdır. Eko-turizmin ana amacı, çevresel değerlerin korunup geliştirilerek, bu değerlerin çekiciliğinin devamını sağlamak ya da diğer bir anlatımla rekreasyonel turizm kaynaklarının korunarak kullanılmasını sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda Dursunbey ve yakın çevresinin doğal ve kültürel kaynaklarının eko-turizm ilkeleri doğrultusunda planlanması, tasarlanması ve yöneltilmeleri büyük  önem  taşımaktadır.

Bu bildiride, giderek önem kazanan sürdürülebilir turizm yaklaşımları içerisinde,  Ege bölgesinin İç Batı Anadolu bölümündeki Kütahya – Dursunbey yöresinde  yer alan Dursunbey ve yakın çevresinin eko–turizm potansiyeli ortaya konularak irdelenmeye çalışılmış, belirlenen alan ve olanakların geliştirilmesi yönünde genel ve özel kapsamlı öneriler sunulmaya çalışılmıştır. 

Bir çok ülkede yapılan araştırma sonuçlarına göre doğal/doğala yakın rekreasyon kaynakları içinde en çok tercih edilen alanlardan birisi olan ormanlar, Dursunbey ve yakın çevresinde geniş bir yayılıma sahiptir. Başta Alaçam dağları olmak üzere, Akdağ, Civana ve Palamut dağlarında farklı ağaç türlerini bünyesinde barındıran çok zengin ormanlar bulunmaktadır. Bu ormanlara eko–turizm potansiyeli kazandıran en önemli  unsurlar arasında, düzenlenmiş (konaklama yapılabilecek veya günübirlik) kullanım alanları, seyir teras ve noktaları ile yaylalar ilk sırada yer alır. Bu birincil doğal kaynak değerlerine ilaveten akarsular  ve diğer su kaynakları, ilginç jeomorfolojik özelliklere sahip alanlar (mağaralar, kanyonlar, travertenler), treking güzergahları, kamp alanları, termal kaynaklar, Yayla mevkiindeki geyik ve karaca üretme istasyonu, 28 200 ha. yaban hayatı koruma sahası ve süs taşı (ametist) çıkarılan alanlar  potansiyeli oluşturan önemli sahalar arasında sayılabilir.

Tarihi ve kültürel kaynak değerleri içerisinde barana kültürü, kırsal-köy turizmine uygun özgün mimarlık örnekleri (taş ve ahşap meskenler), özgün yaşam biçimine sahip alanlar (köyler), el sanatları ürünleri  eko – turizm amaçlı tercih edilebilecek diğer olanaklardır.

 

1. GİRİŞ

Günümüzde hızla büyüyen turizmde, turistlerin beklentileri de değişmektedir. Turistler gittikleri ülkelerin tarihsel ve kültürel kalıntılarını, yerel kültürünü, yaşam şekillerini, bozulmamış doğal çekiciliklerini, bitki ve hayvan türlerini yerinde orijinal haliyle görmek istemekte ve doğaya, kültüre, topluma duyarlı turizm anlayışının benimsenmesini talep etmektedir. Bu yeni turizm anlayışı maksimum kar sağlamak isteyen kitle turizmi yerine bireysel veya daha küçük turist gruplarını çekmeyi, turistik etkinlikleri daha uzun bir zamana ve daha geniş bir mekana yaymayı, farklı turizm etkinliklerini geliştirmeyi tercih etmektedir. Doğal ve kültürel değerleri tahrip etmeyen çevreyi ön plana alan sürdürülebilir kalkınmanın içinde yer alan sürdürülebilir turizm, turistik çekiciliklerin gelecek kuşaklara zarar vermeden aktarılmasını öngörmektedir. Sürdürülebilir turizmin uygulanabilmesi için, birbiriyle çelişen kalkınma ve korumacılığın aynı zamanda gerçekleştirilmesi, kaynakların hem küresel hem de kuşaklar arasında eşit olarak bölünmesi ve turizme taraf olan farklı çıkar gruplarının birlikte hareket etmeleri gerekmektedir (Buttler, 1991).

Sürdürülebilir turizmde coğrafi çevre özelliklerini yansıtan değerler ele alınmaktadır. Çünkü sürdürülebilir turizm bu değerlerin uzun dönemli ve planlı kullanımını gerektirmektedir. Plansız turizm hareketleri ile oluşan çevre kirliliği ve beraberinde oluşan sorunlar doğal-kültürel varlıkların tahribine neden olmakta, bu durum tarım-orman hayvancılık ve arıcılık gibi etkinliklerin gerilemesine, değeri para ile ölçülemeyen kayıplara ve uzun dönemde turizmin çöküşüne neden olabilmektedir (Emekli, 2004).

Turizmi besleyen doğal çevre ve insan kaynaklarını olumsuz yönde etkilemeden turizm kapasitesini artırmak, çeşitlendirmek sürdürülebilir turizmde önem taşımaktadır. Bunun için zor da olsa taşıma kapasitesinin belirlenmesi gerekmektedir. Taşıma kapasitesi göreceli bir kavram olmakla birlikte, turistik bölgeden alınan hizmetin kalitesinde düşüş olmadan, doğal-tarihsel çevreye zarar vermeden bölgenin kabul edebileceği en fazla turist sayısını ifade etmektedir. Taşıma kapasitesi kendi içinde ekolojik (çevresel/fiziki çevre değerlerin zarar görmemesi) ve sosyal taşıma kapasitesi (ekonomik ve sosyo-kültürel yapının zarar görmemesi) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır (Akış, 1999).

Dünya ekonomilerinin %10' undan fazlasını yaratan turizmin 2010 yılma gelindiğinde, 1.5 trilyon dolar 2020 yılında ise 2 trilyon dolarlık gelir düzeyine ulaşacağı ve bu gelirlerinde sırasıyla l milyar ve 1.6 milyon kişinin seyahati ile elde edileceği tahmin edilmektedir (WTO, Highlights 2002 ).

Bu gelişmeyle birlikte uluslararası turizm piyasasına son yıllara kadar sunulan ürün, deniz-güneş ve kum üçlüsünden oluşan tatil turizmi olmuştur. Ancak 1995 yılından itibaren müşteri profili ve buna bağlı olarak tüketici talebinde de hızlı bir değişim süreci yaşanmaya başlamıştır. Meydana gelen değişimler ise, seyahat pazarını, ihtiyaç duyulan talebe uygun ürün geliştirmeye zorlamıştır. Diğer bir deyişle, seyahat endüstrisindeki işletmeler; yatırım, pazarlama, işletme ve tanıtım alanlarında yeni stratejiler ve ürünler geliştirme çabasına girmişlerdir. WTO 'nün yaptığı " Seyahat Endüstrisinin Yeni Yüzyıl Trendleri " konulu araştırmasına göre de; tatil turizmi anlayışının dışında yeni turizm türleri ortaya çıkmaktadır ki, bunların başında da eko-turizm gelmektedir (Bozok, 2004).

İlk defa 1983 yılında Ceballos – Lascurain tarafından ortaya atılan ve doğaya yönelik turizm faaliyetlerini tanımlayan eko-turizm; bazılarımıza göre ekolojik, bazılarımıza göre de egoyu tatmin etme olarak algılanmaktadır. Eko-turizm; doğanın değerini bilerek ve doğadan hoşlanarak doğal kaynak­lara ve çevreye zarar vermeden, olumsuz ziyaretçi etkisi bırak­madan ve yöre halkının sosyo-ekonomik yaşantısına katkı sağ­layan, çevreye duyarlı ve saygılı bir turizm politikası olarak tanımlanmaktadır. (Ceballos-Lascurain, H.,1996).

Uluslararası Doğa Koruma Birliği'ne göre ise Eko-turizm; eğlenmeyi, doğayı ve kültürel kaynaklan anlayıp korumayı destekleyen, ziyaretçi etkisi düşük olan ve yerel  halka sosyo-ekonomik  fayda  sağlayan  bozulmamış doğal  alanlara çevresel açıdan sorumlu seyahat ve ziyaret olarak açıklanmaktadır. Eko-Turizm Derneği'nin yaptığı tanımlamaya göre de; doğal çevreyi koruyan ve yerel halkın refahını gözeten, sorumlu bir doğal alan seyahatidir (Çağatay, 2002, s,204). Eko-turizm ile ilgili yapılan pek çok tanım vardır. Ancak tüm tanımlardaki ortak noktalar; biyolojik çeşitliliğin korunması, yöre halkının faaliyet­lere aktif katılımının sağlanması ve ekonomik fırsatlar sunul­ması, doğal kaynaklar üzerine minimum etki, ziyaretçi ve alan­da yaşayanların bilinçlenmesi, eğitiminin sağlaması gibi temel unsurlardır.

Eko-turizm, geleneksel turizmin aksine, potansiyel alanların biyolojik çeşitliliğini korumayı he­defler. Kitle turizmi ile daha çok modern ve yapay uygulamala­ra ağırlık verilirken, eko-turizm uygulamalarıyla doğal, geri dö­nüşümlü ve sürdürülebilir uygulamalara yer verilir. Alanların kaynak değerlerinin olduğu gibi korunması, yönetilmesi ve kul­lanılması hedeflenir (Arpa, 2005).

Eko-turizm potansiyel alan­lar için alternatif ekonomik bir gelir kaynağı olabilir. Çünkü, eko-turizm uygulamaları ile ev pansiyonculuğu, yöresel mutfak, yerel kılavuzluk, el sanatları, odun dışı orman ürünleri gibi al­ternatif gelir getirici faaliyetler desteklenmektedir. Ayrıca ziya­retçilere yönelik ziyaretçi ve bilgilendirme merkezi, giriş kont­rol ünitesi, bilgilendirme ve yönlendirme hizmetleri de sağla­narak eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına olanak sunulmak­tadır. Ayrıca, gerekli hizmet ve tesislerin gerçekleştirilmesinde en az etki hedeflenmekte ve gerekli alt yapı hizmetleri gelenek­sel mimari tarzı ve yöresel malzeme ile ya yeniden yapılmakta yada gerekli olabilecek mevcut yerleşim alanlarındaki yapılar değerlendirilmek suretiyle kullanılmaktadır. Bu da mevcut mi­mari dokunun korunmasına ve terk edilerek kullanılmaz hale gelen konutların değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır.

Eko-turizm ilk olarak Alp'lere gelen turistlere çiftçilerin evlerinin bir bölümünü açmasıyla başlamıştır. Alp'lerin kış turizmiyle ön plan çıktığı görülse de, sahip olduğu doğal güzellikler ve dağlar eko-turizm açısından önemli potansiyele sahiptir ve yaz mevsiminde manzara seyretmek, gölleri ziyaret etmek amaçlı seyahatler dikkati çekmektedir. Avusturya, Macaristan, ABD, Brezilya ve Kanada'da eko-turizm örnekleri çok çeşitli şekillerde görülmektedir. Milli Parkları ziyaretler başta olmak üzere önemli rekreasyon çekiciliğine sahip göller, ormanlar, yürüyüş parkurları bu ülkelerin önemli eko-turizm çekicilikleridir. Niagara Şelalesi'nin büyüleyiciliği, Küba'nın sosya-kültürel yapısıyla birlikte doğal güzelliklerinin varlığı turistleri cezbetmektedir. Yine Asya-Pasifik ülkelerinden olan Yeni Zelanda "temiz ve yeşil" imajı ile dünya turizmine pazarlanmaktadır (Çetin, 2001,s.62)

Yedi coğrafi bölgesiyle eko-turizmin kapsadığı her türlü aktivitenin gerçekleştirilebileceği Türkiye'de bu turizm türünün geçmişi çok eski değildir. Yine de ülkenin Milli Park ve benzer statüdeki alanlar, Kapadokya yöresi jeolojik oluşumları, Doğu Karadeniz bölümü yaylaları ve Çoruh ırmağı ve Köprülü çayı, geleneksel tarım uğraşısı ve egzotik-otantik özelliğiyle ön plana çıkan İzmir ili Selçuk ilçesine bağlı Şirince Köyü, canlı ağaç müzesi olarak Yalova Karaca Arboretum'u, arkeolojik, doğal ve kültürel kaynak değerleri ile ön plana çıkan Kazdağları ve yakın çevresi öncelikle ortaya çıkarılmış ve eko-turizm pazarına sunulmuştur (Bozok, 2004). Bu turizm türünün gelişmesine uygun değerlere sahip yörelerimizden biri de Dursunbey ve yakın çevresidir.

Bu çerçeve içinde çalışmanın / tebliğin amacı; Sürdürülebilir turizm yaklaşımları içerisinde her geçen gün değer kazanan eko-turizmi, ortaya çıkış nedenlerini ve önemini açıklamakla birlikte yukarıda sözü edilen hususları referans alarak, Dursunbey ve yakın çevresinin doğal ve kültürel potansiyelini ortaya koymayı, söz konusu dinamiklerin olumlu yönde gelişmesi için sunmayı amaçlamaktadır.

 

2. Araştırma Alanı

Ege bölgesinin İç Batı Anadolu bölümünün kuzeyinde Marmara bölgesi içine doğru geniş bir girinti meydana getiren Dursunbey – Kütahya yöresinin engebeli ve ormanlık bir kesiminde yer alan Dursunbey ve yakın çevresi doğal ve kültürel değerlerin birleştiği bir alt yöre konumundadır.

Balıkesir sınırları içinde kalan ve il merkezinin 90 kilometre doğusunda, Ankara – İzmir demiryolunun 7 km kuzeybatısında yer alan Dursunbey; 630 metre rakıma sahiptir. Balıkesir’e bağlı “Balat” adıyla anılan bir bucak merkezi iken 1925 yılında ilçe haline getirilmiştir. Çoğu orman içi nitelikli 102 adet köyü bulunan ilçenin biri 7 kilometre mesafede olmak üzere 9 mahallesi bulunmaktadır. Dursunbey Belediyesi 1900 yılında kurulmuştur. Kuzeyinde; Orhaneli ve Mustafakemalpaşa, Doğusunda; Tavşanlı ve Simav, Batı ve Güneyinde; Bigadiç, Sındırgı ve Kepsut kentleriyle çevrelenmiştir. 2000 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre merkez nüfus 14.700 dir.

Dağlık ve hareketli bir topografyaya sahip olan Dursunbey’in en yüksek noktası 1630 metre ile Civana Dağıdır. Dağlardan kaynaklanan suları toplayan, kuzeyinde Ulubat Gölüne dökülen ve çok sayıda kolu bulunan Mustafakemalpaşa çayı (Balat çayı) yörenin en önemli akarsuyudur. Yöre kısmen Akdeniz iklimi özellikleri göstermekle beraber denizden uzak ve yüksek olması nedeniyle karasal iklim özellikleri daha belirgindir. Yöre halkının geçim kaynağı büyük ölçüde tarım, hayvancılık ve ormancılığa dayanmaktadır.

Dursunbey ve Yakın Çevresinin Eko-turizm Potansiyeli

  1. Doğal Kaynak Değerleri

Turistik çekiciliklerinde nasıl bir sınıflandırma yapılırsa yapılsın doğal ve kültürel çevre unsurları mutlaka dikkate alınmaktadır. Turizmin dayandığı temellerinden en önemlisi olan doğal kaynaklar, bir bölgede turistik gelişmenin sağlanması için gerekli ön koşul özelliği sunmaktadır. Bu doğal özellikler sadece turizmin gelişmesine zemin hazırlamakla kalmaz, yerleşmelerin gelişmesine, ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesine, ulaşımın kolaylaşmasına, erişebilirliğin artmasına yol açmaktadır. Doğal güzelliklerin bir bölgede son derece zengin yada çekici olması tümü ile yada kısmen turistik kullanıma uygunluk arz etmesi, o bölgenin turistik potansiyelini belirlemektedir (Emekli, 2001).

Dursunbey ve yakın çevresi coğrafi konumu, jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri, farklı ağaç türlerini bünyesinde barındıran çok zengin ormanları, Alaçam dağlarındaki düzenlenmiş (konaklama yapılabilen yayla evleri) kullanım alanları, seyir teras ve noktaları, yaylaları, su kaynakları, ilginç yer şekli özelliklerine sahip alanları (mağaralar, kanyonlar ve travertenler), trekking güzergahları, kamp alanları, termal kaynakları, yayla mevkisindeki geyik ve karaca üretme istasyonu, 28.200 ha. yaban hayatı koruma alanı, süstaşı (ametist) çıkarılan sahalar, barana kültürü, özgün mimarlık örnekleri (taş ve ahşap meskenler), otantik yaşam biçimine sahip olan köyleri ve el sanatı ürünleri ile alternatif turizm alanları açısından yüksek bir potansiyel arz etmektedir.

  1. Dağlık Alanlar

Dursunbey ve yakın çevresinin topoğrafik görünümünü şekillendiren dağlar, Simav Dağları grubu içerisinde yer alır. Bu dağlık saha, Kütahya – Tavşanlı – Dağardı – Dursunbey ve Kepsut depresyon sahası ile ikiye ayrılmış durumdadır. Söz konusu alçak sahanın güneyinde Akdağ (2089 m), Civana Dağı (1630 m) ve Alaçam Dağları (1600 m), Kuzeyinde ise Palamut Dağı (İbrikören Dağı) (1274 m), Kocadağ (1320 m), Kaldırak Dağı (822 m) ve Harman Tepe (1026 m) ile Kızıl Tepe (821 m) yer alır. Havzanın çerçevesini meydana getiren dağlık alanlar jeolojik ve jeomorfolojik özellikler açısından ilginç şekillere sahip bulunmaktadır (mağaralar, kanyonlar ve travertenler). Özellikle Palamut Dağı sahip olduğu fiziki ortam özellikleri ile tam bir jeo-ekosistem oluşturmaktadır.

b) Ormanlık Alanlar

            Dursunbey ve yakın çevresindeki ormanlık alanları sahip oldukları hakim farklı ağaç türleri açısından Akdağ, Alaçam Dağları ve Civana ile Palamut Dağları (İbrikören Dağı) ormanları olarak üçe ayırabiliriz. Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında geçiş özelliği gösteren sahada orman endüstrisinde nitelikli odunuyla aranan karaçamlar (Pinus nigra) Alaçam Dağları ve Civana Dağı’nda, Palamut meşesi (Quercus ithaburensis), Saçlı meşe (Quercus cerris), boylu ardıç (Juniperus excelsa) ve kokar ardınç (Juniperus foetidissina) Palamut Dağı’nda kayın (Fagus orientalis) ise Akdağ’ın kuzey yamaçlarında yer alırken, kızılçamlar (Pinus brutia) ve çalı formundaki bitkilerden oluşan topluluklar Dursunbey’in batısındaki alçak sahalarda görülmektedir.

Ormanlık alanların %76’sını çamlar (%52 karaçam, %24 kızılçam), %18’ini meşelik alanlar, %4’ünü ardıç toplulukları ve %2’sini de kayın ormanları oluşturmaktadır. Dursunbey ve yakın çevresindeki dağlık ve ormanlık alanlar yükseltisi, yükseltinin etkili olduğu özel iklimi, jeolojik ve orografik özelliği, toprağı, orman, çalı ve ot örtüsü ve buralarda barınan omurgalı ve omurgasız faunası, orman içinde dağılmış olan ekonomisinin temelleri bu ormanı kullanmaya dayanan kırsal nüfus ile birlikte bir ekosistem oluşturmaktadır.

Alaçam Dağları’ndaki ormanlık alan içerisinde halen rekreasyonel amaçla yararlanılan Gölcük, Değirmeneğrek, Alaçam, Candere ve Yayla İşletme Şefliklerine bağlı düzenlenmiş kullanım alanları bulunmaktadır. Yaklaşık konaklama kapasiteleri 7 ile 20 arasında değişen bu tesisler yakın çevrelerinde zengin bitki varlığı, bol ve kaliteli su kaynakları, yüksek görsel değerleri ve fauna zenginliği yanında kentsel yerleşim alanına yakınlığıyla da öne çıkarmaktadır.

 

            Tablo 1 : Rekreasyonel amaçla yararlanılan orman işletme şefliğinde konaklama olanakları

Bağlı Bulunduğu

Orman İşletme

Müdürlüğü

Bağlı Bulunduğu

Orman İşletme

Şefliği

Rakım

(metre)

Dursunbey’e

Uzaklığı

(kilometre)

Rekreasyonel

Yatak

Kapasitesi

Dursunbey

Yayla

860

33

20

Dursunbey

Candere

860

35

10

Alaçam

Alaçam

1150

30

10

Alaçam

Değirmeneğrek

920

26

12

Alaçam

Gölcük

885

28

7

 

Alaçam Dağları’ndaki ormanlık alan içinde Karaveli, Aktuzla ve Hacıkerim seyir noktaları ile Kayabaşı yolu, Geyik tepeleri, Kartalkaya, Galipbeyin tarlası ve Gölcükalanı seyir terasları bulunmaktadır.

Dursunbey ve yakın çevresinde doğal kaynak değerleri içerisinde değerlendirilebilecek yaylalarda bulunmaktadır. Bunlar arasında en önemlisi Hacıkerim, Yüksekyayla ve Söküğün Yurdu yaylalarıdır. Bu yaylalardan özellikle Hacıkerim yaylası sahip olduğu yüksek görsel değerleri itibariyle yayla şenlikleri için çok uygun bir alan oluşturmaktadır.

Alaçam Dağları’nda halihazırda kullanılan trekking güzergahları arasında ise Çamaşırlık Dere Vadisi, Karaveli – Küçükleralanı – Karaamca güzergahı, 109 nolu orman yolu (Aktuzla kulesinin altında), Gölcükalanı – Hacıkerim çeşmesi güzergahı, Galatasaray yolu (Hacıkerim – Değermeneğrek arası) Asardere Kanyonu ve Candere Vadisi sayılabilir. Bu güzergahlardan çoğunda “anıtağaç” kapsamında ele alınabilecek çok sayıda karaçamlara rastlanılmaktadır. Özellikle Karaveli – Küçükleralanı – Karaamca güzergahındaki üç adet karaçam yaş, çap ve boy itibariyle görülmeye değer doğal anıtlardır.

Dursunbey ve yakın çevresindeki dağlık ve ormanlık alanlar içerisinde çok sayıda kamp yapılan ve yapılabilecek alanlar yer almaktadır. Civana Dağı, Akdağ Martılı Göl, Soğucakalanı, Büyükyayla ve Balat (Dursunbey) ve M.K.Paşa çayları vadileri kamp alanı olarak kullanılan belli başlı coğrafi mekanları oluşturmaktadır.

Av turizmi açısından da Alaçam Dağları büyük bir potansiyele sahip olduğu eski av köşklerinin varlığından da anlaşılmaktadır. 2002 yılında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından bu dağlarda tesis edilen 28.200 ha. “Yaban Hayatı Koruma Alanı” ile ilgili bir av turizmi projesi hazırlanmaktadır. Bu alanda yapılacak av turizmi etkinliği sadece sayıca popülasyonunda büyük artış tespit edilen domuz avına yönelik olacaktır. Yörede projelendirilmeye çalışılan av turizmi dönemi diğer aktiviteler ile farklı zamanlı olacağından konaklama mekanlarının bütün yıl kullanımı söz konusu olacaktır.

 c) Termal Alanlar

Yakın il ve ilçelerde önemli termal kaynaklar bulunmasına rağmen Dursunbey bu yönüyle kayda değer olanaklara sahip değildir. Bununla birlikte kentsel yerleşim alanının 25 kilometre kuzeyinde M.K.Paşa çayı kenarında bulunan Düğüncüler Ter­mal tesislerinin (Düğüncüler hamamı); İstanbul, İzmir, Bursa, Çanakkale, Balıkesir, Kütahya gibi değişik kentlerden gelen kul­lanıcıları/ziyaretçileri bulunmaktadır. Baş­lıca romatizma, siyatik, mantari hastalıklar ve çeşitli yaralara iyi geldiği belirtilen şifa­lı sıcak suya sahip alanda halen 4 adet ha­vuz (hamam) ile 20 adet konut ve ortak kullanım tesisleri bulunmaktadır. Haziran ve Temmuz aylarında yoğun olarak kullanılan alanda asıl konaklama olanağı çadır olup yoğun kullanım dönemlerinde 100 e ulaşan sayıda çadır kurulmaktadır. Alanın ayrıca çok sayıda günübirlik kullanı­cısı bulunmaktadır.

Dursunbey'in 24 kilometre güneyinde, Aşağımusalar Köyü yakınında, Çamaşırlık Dere vadisinde çok zengin bitki varlığı ara­sında yer alan Dede Ilıca sıcak su kaynağı­nın antik dönemlerden bu yana kaplıca olarak kullanıldığı belirtilmekle birlikte ha­li hazırda alanda havuz (hamam) haline ge­tirilmiş 4 adet kaynak bulunmaktadır.

d) Günübirlik Kullanım Alanları

Suçıktı Mesire Alanı:

Kent merkezinin kuzeyinde ve kentin hemen bitişiğinde 9.000 m2 büyüklüğündeki alanda; 8-10 adet karstik kaynaktan çıkan suların oluşturduğu dere çevresinde oluşturulmuş bir mekandır. Mülkiyeti Belediyeye ait olup, restoran ve çay bahçesi olanağına sa­hiptir.

Saz Çayırı/Panayır Alanı:

Suçıktı ile kent yerleşimi arasında ka­lan 23.000 m2 büyüklüğündeki, mülkiyeti belediyeye ait, içinden Suçıktı deresi geçen, taban suyu seviyesi yüksek bir mekandır. Her yıl ağustos ayı ba­şında gerçekleştirilen gelenekseli panayırı bu mekanda yapılmaktadır.Dursunbey Saz çayırında da bir restoran ve çay bahçesi bulunmaktadır.

 

Hıdırlık Piknik Alanı:

Orman Bakanlığı  Milli  Parklar Genel Müdürlüğünce orman içi dinlenme yeri ola­rak düzenlenmiş alan, kent yerleşiminin güneybatı yamacında Hıdırlık Mevkiinde Faruk Şeker adına düzenlenmiş bir hatıra ormanıdır.

Diğer günübirlik kullanım alanları: Yö­rede uygun topografya ve ağaç varlığı sayesinde piknik amaçlı kullanıma olanak sağlayan Çınarlıpınar Mesire yeri, Delikdere Mesire yeri vb. rekreasyon alanları bulunmaktadır.

e) Mağaralar

Dursunbey ve yakın çevresinde çok sayıda mağara ve benzeri oluşumların varlığı dikkat çekmektedir. Ancak yörede araştırması ve haritalandırılması tamamlanmış üç adet mağara bulunmaktadır. İncelemesi yapılan mağaralar turizm faaliyetleri için uygun değildir. Ancak araştırılmayı bekleyen çok sayıda mağaranın olduğu bilinmektedir.

Tablo 2: Dursunbey’in Mağaraları ve sahip olduğu özellikler

Köy

Toplam

Uzunluk (m)

Derinlik

(m)

Uzanım

Hidrolojik

Durum

Hidrolojik

Konum

Kullanım

Alanı

Hasanlar

151

-102

Dikey

Fosil

Düden

Kültür mantarı - depo - sığınak

Karyağmaz

76

-15

Yatay

Fosil

Geçit

Kültür mantarı  depo - sığınak

Durabeyler

47

-8

Yatay

Fosil

Kaynak

Kültür mantarı  depo - sığınak

Kaynak : Nazik ve diğerleri, 1997

f) Güğü Köyü’ndeki Ametist Madeni

Ametist örneklerine, Türkiye’de sadece Balıkesir ilinin Balıkesir – Kütahya karayolu üzerindeki Dursunbey ilçesinin güneydoğusundaki Güğü Köyü yakınındaki ormanlık alanda, özellikle de Asar Tepe eteklerinde rastlanır. Güğü Köyü civarında bulunan ocaktaki ametist kristalleri küçümsenmeyecek ölçüde süstaşı potansiyeline sahip olup, bu yörenin ormandan sonra en ekonomik doğal malzemesi olarak düşünülmektedir (Hatipoğlu, M.,2003) Dursunbey’de çıkarılan ametist kristallerini değerlendirip, turizme ve yöresel ekonomiye katkı sağlamak amacıyla Balıkesir Üniversitesi Dursunbey Meslek Yüksekokulu bünyesinde “Takı Tasarımı ve Süstaşları İşlemeciliği” programı açılmıştır.

2- Tarihi ve Kültürel Kaynak Değerleri

a) Tarihi Kaynak Değerleri

            Dursunbey ve yakın çevresinin ismi Romalılar döneminde Abrettene idi. Bu bölgenin biraz daha güneyinde bulunan yere de Pandemos denilirdi. Abrettene bölgesinin merkezi de bugün Dursunbey kentinin bulunduğu yerde olan “Hadrianeia” idi. (Schwerthesim, 2003) Henüz yüzey çalışmalarının yapıldığı bu alan arkeolojik kaynak değerleri açısından da oldukça zengin potansiyel arzetmektedir. Özellikle Turnacık, Taşköy, Arıklar, Sarısipahiler, Boyalıca, Kayabaşı, Aşağıakçaalan, Çamharmanı, Kuz, Durabeyler – Hacılar arası, Kavacık, Sağırlar, Karagöz, Akçapınar, Belenören ve Kurtlar köyleri çevresinde adı geçen antik kentlere ait kalıntılara rastlanmaktadır.

Dursunbey ve Bigadiç ilçeleri arasında, Dursunbey ilçe sınırları içerisinde bulunan Kükümdere, Demirci, Kaymakam İbrahim Ethem Bey komutasındaki kuvvetler ile Yunan işgal birliği arasında 23 Aralık 1921 tarihinde çok şiddetli çarpışmaların yaşandığı bir coğrafi mekandır. “Kuvâ-yı Milliye ve Dursunbey” dendiğinde ilk akla gelen yer Kükümdere’dir (Ayışığı,M.,2003).

 b) Kültürel Kaynak Değerleri

Dursunbey’de sosyal dayanışmanın, yardımlaşmanın, kaynaşmanın ve dostluğun adresi “Barana Sohbetleri”dir. Barana adı verilen bir yerde toplanan grup, Dursunbey ve yakın çevresinin kültürünü, ezgilerini, güzel sözlerini ve davranışlarını gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan muhtemelen Ahi teşkilatından arta kalmış bir sosyal kurumdur. Dursunbey ile köylerinde tarihi dokunun varlığını yansıtan çok sayıda taş ve ahşap meskenler ile farklı kültürlere sahip köyler bulunmaktadır. El sanatları da Dursunbey’de geçmişten günümüze sürekli olarak yaşatılmaya çalışılmıştır. Başta ağaç işlemeciliği (yatık) olmak üzere, halı ve kilim dokumacılığı da bu uğraşı takip eden diğer el sanatlarını oluşturmaktadır. İlçedeki el sanatlarının sürekliliğini sağlamak amacıyla Balıkesir Üniversitesi Dursunbey Meslek Yüksekokulu bünyesinde 2003 yılında “El Sanatları” programı açılmıştır.

 

            Dursunbey ve yakın çevresinde sayılan doğal ve kültürel kaynak değerlerine ilaveten eko-turizm aktivitesi oluşturabilmek etkinlikler arasında klimatizm, dağ bisikleti, atlı doğa yürüşü, kaya tırmanışı, yamaç paraşütü (Kızıl Tepe) ve orientering de yer alabilir.

SONUÇ

Gerçekte, arzulanan bir ekoturizm uygulamasını tanımlandığı ve amaçlandığı gibi gerçekleştirmek hiç de kolay değildir. Bu nedenle eko-turizmle bağlantılı uygulamalarda ekolojik ve sos­yal kaygılar gözetilerek ve çok yüksek beklentilere yer verilme­den çalışmalara başlanmalıdır. Çünkü, sonuçlarını önceden gö­rebilmek pek mümkün değildir. Gerçi; eko-turizmin olumlu ve olumsuz etkileri teorik olarak bilinmektedir. Olabilecek olum­suz etkiler; çevresel bozulmalar, eşit olmayan ekonomik dağı­lımlar ve olumsuz sosyo-kültürel değişimlerdir. Potansiyel faydalarını ise uygulandığı yöre halkına iş fırsatı tanıması, çevre eğitimi ve koruma bilincini sağlaması, ekolojik bir kaygı taşıma­sından dolayı kaynakların etkin korunmasını sağlaması olarak özetleyebiliriz. Ancak, bu konudan sorumlu kurum-kuruluş ve­ya kişilerin işi; olumsuz etkileri en aza indirmek ve olumlu etki­leri artırmak olmalıdır.  

Eko-turizmin, koruma ve sürdürülebilir gelişmedeki rolü henüz çok iyi bilinmemektedir. Uygulamalara yeni başlandığı için etki­lerini görmek için de erkendir. Ancak, plansız ve kontrolsüz bir eko-­turizm uygulamasının başarısız olacağı herkes tarafından bilin­mektedir. Bu nedenle, özellikle koruma-yönetim faaliyetinden sorumlu olan kurumların (Çevre ve Orman Bakanlığı gibi) plan­lama çalışmalarına önem vermesi ve uygulamaların etkilerini çok iyi izlemesi gerekmektedir. Günümüzde moda ve bir akım olarak çok cazip görülebilen bu uygulama, plansız ve program­sız gerçekleştirildiğinde kaynaklarımızı ve biyolojik çeşitliliğimi­zi tehdit eder bir duruma gelebilecektir. Biz bu kaynakların sa­hibi değil, emanetçisiyiz. Atalarımızdan miras aldığımız değer­lerimizi, gelecek kuşaklara bozmadan, tahrip etmeden, yok et­meden teslim etmek zorundayız. Olumlu-olumsuz sonuçlardan hesap verecek olan bizleriz.

Dursunbey ve yakın çevresinde eko-turizm ilkesini benimseyen, koruma-kullanma dengesini sağlayan turizm etkinliklerini geliştirmeyi amaçlayan bildirimizde; eko-turizm yaklaşımları gözden geçirilmeye ve Alaçam Dağları ile yakın çevresinde bu yaklaşımın benimsenmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekilmek istenmektedir.

Dursunbey ve yakın çevresinin eko-turizm açısından güçlü yönleri doğal kaynak değerleri, zayıf yönleri ise kültürel kaynak değerleri (tarihi ve arkeolojik alanlar vb.) dir. Yörenin sahip olduğu olağanüstü güzellikteki doğal kaynakları, çok sınırlı ulaşım ve konaklama olanakları yardımıyla değerlendirilmektedir.

Dursunbey kenti ve yakın çevresinin eko-turizm yönüyle geliştirilmesi ve bu yolla kentin sosyal ve ekonomik hayatına da bir ivme kazandırılması amacıyla öncelikle; kaymakamlık, yerel yönetim, üniversite ve orman işletmeleri başta olmak üzere ilgili kamu kuruluşları, esnaf birlikleri, yerel dernekler, gönüllü kuruluşlar gibi tüm aktörlerin bir araya gelerek bu konuda mevcut sorunların ve hedeflerin ortaya konulması gereklidir. Bu sorunları çözme ve hedeflere ulaşma yolunda bir öncelik sırası yapılarak, bu doğrultuda yapılması gerekenlerin nasıl ve hangi vadede hayata geçirileceğinin eylem ve stratejik planlar biçiminde formüle edilmesi gerekmektedir. Oluşturulacak bu planlara katkı sağlamak amacıyla, yörenin eko-turizm yönüyle geliştirilmesi bağlamındaki genel ve özel öneriler aşağıda tartışmaya açılmaktadır;

Alaçam Dağlarındaki yaylara ulaşım kalitesi ile yaylardaki konaklama olanakları geliştirilmelidir. Konaklama ve diğer hizmet olanaklarının geliştirilmesi amacıyla bu mekanların yönetiminin Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesi uygun görülmektedir. Bu sayede işletme sürecine belirli noktalarda özel sektörün katılımı söz konusu olabilecektir. Ayrıca yaylalarda rekreasyonel aktivite çeşitliliğini arttırıcı olanaklar (tabiat müzesi, oyun, yüzme ve kış sporları olanakları, yürüme ve tırmanış parkurları vb.) yaratılmalıdır.

Yayların tanıtımına yönelik olarak her yıl uygun bir tarihte “Alaçam Dağları Etkinlikleri” adı altında kısa süreli geleneksel organizasyonların yapılması yararlı olacaktır. 

1930’lu yıllarda orman ürünleri taşımacılığı için Fransızlar tarafından tesis edilen, Candere ile Karamca mevkilerinden başlayıp Dursunbey istasyonuna kadar uzanan eski dekovil hattınınaynı güzergah üzerinde yeniden, turistleri orman içinde gezdirmek amacıyla, tesis edilmesi özellikle tur programlayan şirketlerin yöreye ilgilerinin çekilmesi yolunda yararlı olacaktır.

Güğü Köyü yakınlarında Asar Tepe mevkiinde bulunan ve süstaşı olarak dünya ölçeğinde önemli bir yer tutan “Ametist kristali” yatağının gerek işletilmesi ve süs eşyası olarak işlenmesi gerekse de buralara süstaşı safarisi düzenlenmesi yönünde girişimlerde bulunulmalıdır. Bu yaklaşım yöre insanına ekonomik getiri sağlaması yanında yörenin rekreasyonel turizm potansiyeline de katkı yapacaktır.

Alaçam ormanları içinde batıdan başlayarak Gölcük, Değirmeneğrek, Alaçam, Candere ve Yayla Orman İşletme Şefliği idari alanlarında olmak üzere, kuzeyde Gökçepınar, Çelikler, Güğü, Aşağı Musalar ve Yukarı Musalar Köyleri; doğuda Çamlık, Çanakçı ve Yassıören köyleri; güneyde Simav Orman İşletme Müdürlüğü idari alanı; güney batıda Bigadiç Orman İletme Müdürlüğü idari alanı tarafından çevrelenen 28.200 hektar alanda 2002 yılında Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından tesis edilen“Yaban Hayatı Koruma Alanı” ile ilgili olarak hazırlanan av turizmi projesinin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Yayla İşletme Şefliği idari alanında bulunan ve yörenin rekreasyonel yönden önemini arttırıcı bir faktör durumundaki karaca ve geyik üretme istasyonu ’nun bulunacak bir sponsor firmanın sağlayacağı parasal destek sayesinde yaşatılması ve geliştirilmesi sağlanmalıdır.

Dursunbey ve yakın çevresinin doğal ve kültürel değerlerini iyi bilen, tanıyan ve paylaşabilen alan kılavuzları (eko-turizm kılavuzu) gereksinimini karşılamak üzere Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü ile iletişim kurularak bir program dahilinde eğitim sürecinin başlatılması sağlanmalıdır.

Düğüncüler termal tesisleri (Düğüncüler Hamamının) yerel yönetim ya da ilgili bir kamu kurumunun önderliğinde tüm yönleriyle yeniden ele alınmalı ve su kaynağından konaklama birimleri ve diğer hizmet olanaklarına kadar tüm bölümleri günümüz koşullarına uygun hale getirilmeli ve tanıtımı yapılarak ülkemiz termal turizm alanları listesine katılması sağlanmalıdır.

Dursunbey yerleşim alanı içindeki, ünlü ve en önemli rekreasyon olanağı durumundaki Suçıktı mesire alanı ile her yıl geleneksel panayırın gerçekleştirildiği Sazçayırı alanlarının birleştirilerek, bir bütünlük içerisinde botanik parkına ya da arboretuma dönüştürülmesinde büyük yarar bulunmaktadır. Bu sayede yıl içinde rekreasyon kullanım yönüyle etkin olmayan panayır alanına yeni işlevler kazandırılabilir.

Son söz olarak Dursunbey ve yakın çevresinde eko-turizm talebinin artması büyük ölçüde  Dursunbey’in her yönüyle gelişimine büyük katkı sağlayacağı belirtilen Balıkesir - Kütahya dolayısıyla Çanakkale - Ankara karayolunun uzun yıllardan bu yana gerçekleştirilememiş olması ile Dursunbey’in kereste ve bir zamanlar elma üretimi dışında tanıtımının yeterince yapılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Halen inşaatı hızla devam eden Balıkesir – Kütahya karayolunun tamamlanması ile ilçenin sosyo-ekonomik yapısında önemli değişimlerin yaşanacağı şüphesizdir.

 

KAYNAKÇA

 

            Akış, S.1999. “Sürdürülebilir Turizm ve Türkiye” Anatolia Turizm Araştırmaları Dergisi, Sayı: Mart-Haziran, S:36-46, Ankara.

            Arpa, N. 2005. “Korunan Alan Yönetim Planlarında Eko-Turizmin Yeri ve Önemi” Yeşilmavi  DKMP Teknik Bülteni, Yıl:1, Sayı:1, Ankara.

            Ayışığı, M., 2003. “Kuva-yı Milliye ve Dursunbey” Alaçam Dağları ve Dursunbey I. Ulusal Sempozyumu, 2-3 Eylül 2002, Balıkesir.

            Bozok, D. 2004. “Eko-Turizm ve Kazdağı’nda Bir Uygulama” I. Balıkesir Ulusal Turizm Kongresi, 15-16, Nisan 2004, Balıkesir.

            Buttler, R.W. 1991 “Tourism Environment and Sustainable Development, Environmental Conversation, V:18, N3, P:201-209.

            Ceballos-Lascurain, H. 1996. Tourism, Eco-tourism and Protected Areas.

            Çağatay, A., Yurdaer, M. ve  Kırış, R. 2002. “Eko-Turizm İçin Mekan Ve Yerel Toplulukların Katılımının Planlanması” (Akseki-İbradı Havzası Örneği)., II. Turizm Şurası Bildirileri 12-14 Nisan., II. Cilt., T.C. Turizm Bakanlığı Yayını, Ankara.

            Çetin, İ., 2001. “Turistik Ürün Çeşitlendirmesinde Eko-Turizmin Yapısal Analizi ve Türkiye’de Geliştirme Stratejileri” (Örnek Uygulama). Yüksek Lisans Tezi. BAÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Balıkesir.

            Emekli, G. 2004. “Yeni Bir Yılda Sürdürülebilir Turizmin Kazdağı ve Yakın Çevresi İçin Önemi.” I. Balıkesir Ulusal Turizm Kongresi, 15-16 Nisan 2004, Balıkesir.

            Gönençgil, B., Güngör Y. 2002. “Türkiye’de Dağ Turizmi, Potansiyeller ve Sorunlar” Türkiye Dağları I. Ulusal Sempozyumu, 25-27 Haziran 2002, Ilgaz-Kastamonu

            Hatipoğlu, M. 2002. “Gügü Köyü’nde Ametist Madeni Potansiyeli ve Değerlendirilmesi.” Alaçam Dağları ve Dursunbey I. Ulusal Sempozyumu, 2-3 Eylül 2002, Balıkesir.

            Nazik, L., Törk, K., Özel, E., Mengi, H., Aksoy, B. 1997. Güney Marmara Bölgesinin (Balıkesir, Bursa ve Bilecik) Doğal Mağaraları, MTA, Ankara.

            Ozaner, F.S. 2003. “Kazdağları’nda Eko-Turizm Planlamasının Önemi.” Kazdağları I. Ulusal Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Ankara.

            Özkan, B. Küçükerbaş, E..V., Hepcan, Ş. 2003 “Dursunbey ve Yakın Çevresinin Rekreasyonel Turizm Yönüyle Değerlendirilmesi.” Alaçam Dağları ve Dursunbey I. Ulusal Sempozyumu, 2-3 Eylül 2002, Balıkesir.

            Schwertheim, E. 2003. “Dıe Inschrıften von Hadrianol and Hadvianeia.”, Alaçam Dağları ve Dursunbey I. Ulusal Sempozyumu, 2-3 Eylül 2002, Balıkesir (Çeviren: Okutman Aydın AYHAN)

            Soykan, A., Arı, Y. 2004. “Kazdağı Milli Parkı’nda Eko-Turizm Kılavuzu Eğitimi.” I. Balıkesir Ulusal Turizm Kongresi, 15-16 Nisan 2004, Balıkesir.

            WTO, Hıghlıghts 2002, http//www.world.turizm.org.tv.