Erdoğan'ı kimler neden hedef aldı?

Türkiye siyasi tarihine baktığımızda seçimler öncesi hep kirli oyunlar ve kumpasların kurulduğu, siyasi kaosların oluşturulduğu, ülke ekonomisinin çökertildiği görülmektedir. Bu kirli oyunların son ayağı ise 17 Aralık'ta AK Parti hükümetine ve bizzat Erdoğan'a yönelik kuruldu. İşte tarih tarih Türkiye'de yaşanan olaylar...

Erdoğan'ı kimler neden hedef aldı?

Türkiye siyasi tarihine baktığımızda seçimler öncesi hep kirli oyunlar ve kumpasların kurulduğu, siyasi kaosların oluşturulduğu, ülke ekonomisinin çökertildiği görülmektedir. Bu kirli oyunların son ayağı ise 17 Aralık'ta AK Parti hükümetine ve bizzat Erdoğan'a yönelik kuruldu. İşte tarih tarih Türkiye'de yaşanan olaylar...

21 Mart 2014 Cuma 10:24
Erdoğan'ı kimler neden hedef aldı?
 Türkiye'de her seçim öncesi yapılan büyük provokasyonlar gündeme damga vurmuştur. Bu gündem ta ki ilk çok  partili  seçimden (1930 yılından) 9 gün sonra gireceğimiz seçime kadar hemen hepsinde oldu. İşte en barizini hepimiz şu an yaşamaktayız . Bu olaylar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da söylediği gibi 'geçmişte de yapıldı şimdi de aynısı yapılıyor' olması, Türkiye'de yapılan seçimlerin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Burada ayrıca dikkat edilmesi gereken bir diğer husus seçimle başa gelemeyen ya da sandıktan çıkamayacağını bilenlerin bir takım  oyunlar ile seçimleri manüple etme çabasından kaynaklanıyor. Bir diğeri de faiz lobisi ve  dış mihrakların etkisinden dolayı gerçekleşmektedir.

İşte tarih tarih Türkiye'de seçimler öncesi ve sonrası yaşanan olaylar...

İLK SEÇİMDEN TÜRKİYE BAŞARISIZ ÇIKTI

Türkiye daha  yeni  kurulmuş ve tek  partili  hayattan kurtulup çok  partili  hayata geçmek istiyor ancak yapılan seçimde olaylar bir anda patlak veriyor. İşte 1930 yılında yapılan ilk seçimde yaşananlar...
1930 yerel seçimleri Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk çok  partili  seçimdir. Seçime Cumhuriyet Halk Fırkası ve  yeni  kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası katıldı. Seçim sonuçlarına  ilişkin açıklamalara göre, 502 seçim bölgesinden -ikisi kent düzeyinde olmak üzere- 40'ında SCF kazandı.

Ancak SCF yöneticileri bu seçim  sonuçlarının  gerçeği yansıtmadığını  ileri  sürdüler. Onlara göre seçimi SCF kazanmıştı.  Sonuçlar  baskı ve fesat ile elde edilmişti. Fethi Bey iddia edilen usûlsüzlüklerle ilgili olarak TBMM'nin 6 Kasım 1930 günlü birleşiminde bir önerge de verdi. Ardından 15 Kasım'daki oturumda  söz  alarak yolsuzluk ve baskı iddialarını sıraladı. Fethi Bey'den sonra  söz  alan CHF'li vekiller ise Fethi Bey'i ve SCF politikalarını eleştirdikten sonra, asıl SCF'nin seçimlerde yolsuzluk yaptığını iddia ettiler. Fethi Bey'in çabaları bir sonuç  getirmedi; üstelik tartışmalar iki  parti  arasındaki ilişkilerin iyice gerilmesine neden oldu.

İşte bu olayların ardından SCF kısa sürede  geniş  bir destek kazanarak Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) yönetimini kaygılandırdı. SCF'nin iktidara ancak cumhurbaşkanıyla çatışarak gelebileceğini kavrayan Fethi Bey bunun çok ağır  sonuçlar  yaratacağı inancıyla, 17 Kasım 1930'da Dahiliye Vekâleti'ne başvurarak SCF'nin feshedildiğini açıkladı.
İşte ilk deneme bu şekilde bertaraf edildi.

MENDERES DÖNEMİ İLE UÇUŞA GEÇEN TÜRKİYE BAŞBAKANI'NI ASTI

Aradan geçen  uzun  yıllar sonra CHP'nin tek  partili  dönemi bitmiş Türkiye  yeni  bir sayfa açmıştı. 1946 seçimlerinin ardından gelişen Türkiye'de Demokrat  Parti  rüzgarı esmeye başladı. Girdiği her seçimden büyük zaferle çıkan Adnan Menderes, kurulan kumpas ve tuzaklarla yerel seçim çalışmaları sırasında iktidardan darbe ile indirilerek idama gönderildi. İşte Menderes'i seçimler öncesi idama götüren kumpaslar;

MONTAJLAR, PHOTOSHOPLAR, MANŞETLER VE İFTİRALAR İLE İDAMA GİDEN YOL

Menderes'ten ve Türkiye'de yapılanlardan rahatsız olanlar o günlerde gazete ve dergiler Menderes aleyhinde manşetler atıyorlardı. Bir takım mecralarda ise fotoğraflar montajlanarak veya photoshop 'lanarak Menderes aleyhinde kullanılıyordu. Hatta Menderes'in gençleri öldürttüğü, ülke ekonomisinde yolsuzluklar yapıldığı iddia edildi. O dönem Türkiye'de dönemin en büyük sanayi yatırımını yapan Nuri Demirağ'ın ticari hayatı bitirildi. İsmet İnönü ve dönemin karanlık devlet yapısı uçak fabrikası açan ve Avrupa'yla başa baş üretim yapacak hale gelen fabrikayı şahsi menfaatler uğruna yok etmişlerdir.

Darbenin ardından Türkiye daha kaotik bir sürece girdi. Seçimlerden CHP birinci parti olarak çıktı.

DARBENİN ARDINDAN KANLI MUHTIRA

60 yıllarda Türkiye tam bir siyasi kaos ortamına girdi. 65'te yapılan seçimlerde İnönü'nün CHP'si iktidarı kaybetti ve Süleyman Demirel'in partisi Adalet Partisi birinci parti çıktı. Yaşanan gerilim ve 68 Kuşağı Hareketi ile birlikte Türkiye'de kanlı bir süreç yaşandı. 1971 yılına gelindiğinde ise ordu bir kez daha siyasete müdahale etti. 12 Mart Muhtırası ile Demirel istifa etti. Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildi. Ardından yapılan seçimlerde yine CHP birinci parti çıktı. CHP; Ankara, İstanbul ve İzmir'in de aralarında bulunduğu 33 ilin belediye başkanlıklarını kazandı. O'nu 22 ilde kazanan Adalet Partisi izledi.

GEZİ OLAYLARININ İLK VERSİYONU

Türkiye adeta çalkalanıyordu '68 Kuşağı' ile birlikte ülkede tam bir ayaklanma söz konusuydu. Her gün yolda insanlar öldürüyordu. Sağ görüşlü ve sol görüşlü öğrenciler üniversitelerde adeta büyük bir savaş içindeydi. Her iki görüşten birçok insan kurulan pusularla hayatını kaybetti. 70'li yıllar Türkiye adeta savaş alanına çevrilmişti. 12 Eylül'de Türkiye'nin kafasına inen darbeden sonra CIA Türkiye Masası İstasyon Şefi Paul Henze askerî müdahaleyi Başkan Jimmy Carter'a 'Bizim çocuklar başardı' diyerek iletmesi aslında her şeyi özetliyordu. 12 Eylül darbesine de Türkiye böyle hazırlandı.

TÜRKİYE'NİN KAFASINA İNEN BÜYÜK DARBE

Kıbrıs Harekatı ve Gençlik Hareketleri ile adeta bir savaş alanına dönen Türkiye adım adım darbeye doğru tekrar sürüklendi. Öğrenci olayları, kanlı 1 Mayıs olayı kaos ortamını iyice artırdı. Cumhurbaşkanı seçimi bunalımı bu kaos ortamını daha da artırmıştı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresi dolduğu sırada Meclis'teki en büyük 2 partinin liderleri Ecevitile Demirel daha Cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi. Son anda adaylar bulundu. Seçimler sırasında hiçbir aday cumhurbaşkanı olmak için yeter oyu alamıyordu. Meclis onlarca defa tekrar oylama yaptı fakat bir türlü yeni cumhurbaşkanı seçilemedi. Siyasi gerilimin ardından sokakları adeta kan gölüne dönen Türkiye'de asker bir kez daha sahneye çıktı. Belediye başkanları, siyasi liderler teker teker tutuklandı. Ve Kenan Evren'in öncülük ettiği 'Bayrak Operasyonu' ile 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Birçok siyasi isim siyasetten uzaklaştırıldı. 3 yıl boyunca Türkiye'de askeri rejim hüküm sürdü. Seçim yapılmadı. Ardından 1983 yılında askeri yönetimin izin verdiği 3 parti seçime girdi. Bu seçimden Turgut Özal'ın liderliğinde ANAP birinci parti çıktı. Ve Türkiye'de Özal dönemi başladı.

ERBAKAN'DAN MONTAJLI SES KAYITLARINA TARİHİ SAVUNMA

Bayrak Operasyonu'ndan sonra tutuklanan siyasilerden biri de MSP lideri rahmetli Necmettin Erbakan idi. Erbakan, savcılığın montaj seslere dayalı suçlamalarını çürütmek için yaptığı savunma tarihe damga vurmuştur. Montaj kasetlerle suçlanan Erbakan, 12 Eylül askeri mahkemesindeki savunmasında, NATO'nun, darbeden bir yıl sonra, 1981 yılında, Paris'te yaptığı Dünya Ses Araştırıcıları Toplantısı'nın zabıt notlarını sunuyor. Erbakan, askeri mahkemedeki duruşmada, bir akademisyen, bir profesör olarak, "Ses, çeşitli frekansların bileşimidir." deyip ses olgusunu anlatmaya başlıyor ve sözkonusu makaleye de gönderme yapıyor. Erbakan, insan sesinin nasıl kayıt edildiğini, sonra onun nasıl okunabildiğini bilimsel olarak anlattıktan sonra, bir ses kaydını alıp "Bunda şu kişi konuşmaktadır..." demenin, kayıttaki ses değiştirilebildiğinden, ilmen ve fennen mümkün olmadığını söylüyor. Erbakan'ın savunması, montaj ses gerçeğini ortaya koydu, savcılığın bütün iddiaları temelsiz kaldı ve o berat etti.

ÖZALLI YILLAR

Özal dönemi ile yeni bir süreç yaşayan Türkiye, hızla içinde bulunduğu kaos ortamında çıkmak için yoğun çaba sarf etti. Ardından 7 yıl sonra yapılan yerel seçimlerde de ANAP büyük zaferle çıkarak iktidarını güçlendirdi. 87 seçimlerine gelindiğinde ise ANAP yine birinci parti çıktı. Ancak CHP'nin kapatılmasının ardından kurulan SHP'de Meclis'e ikinci parti olarak girdi.

Bu gelişmelerin ardından 89 yerel seçimlerinde SHP büyük bir zafer kazandı. Yüzde 28.71 oy alan SHP birinci parti oldu. SHP, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere 39 ilin belediye başkanlıklarını kazandı. Daha sonra Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı süresinin dolması ile birlikte muhalefet partilerinin boykotlarına rağmen Turgut Özal Cumhurbaşkanı seçildi. Özal'ın ardından Yıldırım Akbulut Başbakan oldu. Ancak ilk kongre Mesut Yılmaz koltuğu devir aldı. Bununla birlikte ANAP erken seçim kararı aldı. Erken seçimden çıkan sonuç tam bir hüsran oldu. Seçimden DYP birinci çıktı ve SHP ile koalisyon hükümeti kurdu. Ardından yapılan ilk yerel seçimde ise DYP birinci, ANAP ikinci ve Refah Partisi üçünü çıktı. Bu seçim adeta Türk siyasi tarihine de damga vurmuştur. Üçüncü gelen Refah Partisi Türkiye'nin en önemli şehri olan İstanbul'u Recep Tayyip Erdoğan ile, Başkent Ankara'yı da Melih Gökçek ile kazanarak büyük bir başarıya imza attı.

TERÖR, FAİLİ MEÇHUL, KRİZ, FADİME ŞAHİN VE POSTMODERN DARBE

Ancak Türkiye'de siyasi krizin dışında başka bir kriz ortamı daha vardı. Artan terör olayları ve faili meçhul cinayetler ile ülke tekrar bir kaos ortamına sürüklendi. Her gün şehit haberleri, çatışma haberleri ve faili meçhul cinayet haberleri geliyordu. Özellikle 93 yılında yaşananlar Türkiye'yi adeta yeniden savaş ortamına çevirmişti. Bir de üstüne üstük ekonomik sıkıntılar yaşayan Türkiye, yüksek enflasyon ile başı dertteydi. 96 senesine gelindiğinde ise asker yine kendini göstermeye başlamıştı. Özellikle Refah Partisi'nin yükselişe geçmesiyle birlikte bir takım çevre bundan rahatsız olmaya başladı. Her gün Refah Partisi hakkında yalan haberler yapılarak ülke gündemi gerildi.

Yıllar sonra da kendi ağzıyla olayların kurgu olduğunu itiraf eden Fadime Şahin, o günlerde gündemin vazgeçilmez unsuruydu. Fadime Şahin Aczmendiciler'in lideri Müslüm Gündüz ile bir evde yarı çıplak basılmasın ardından ülkede şeriat söylemleri ve İslam'a yönelik tahrik edici haberler manşetleri süsledi. Asker bu kurgulanan senaryolardan hemen sonra yine devreye girdi ve "28 Şubat postmodern darbeye" imza attı. Ve hükümet zorla istifa ettirildi. Ve Refah Partisi açılan dava ile kapatıldı. Ülkede adeta kaos ortamı daha da arttı ve üniversitelerde olayların ardı arkası kesilmedi. Özellikle 28 Şubat kararları ile getirilen başörtüsü yasağı ortamı daha da germişti. Üniversitelerde ikna odaları dahi kurulup genç kızlara başörtülerini çıkartmaları için baskı yapılıyordu. Böyle bir süreçten geçen Türkiye'nin 90'lı yıllarda siyasi tablosu da çok vahimdi.

AÇ KAPA HÜKÜMETLERİ!

Bu seçimin ardından adeta Türkiye bir aç-kapa hükümetleri sürecine girdi. Neredeyse herkes her gün 'bugün hükümet yıkılacak mı yoksa hükümet kurulacak mı?' sorusunu sorar olmuştu.

91'de DYP-SHP ile başlayan hükümet karmaşası 93'te DYP-CHP koalisyonu ile devam etti. Ancak CHP koalisyondan çekildi. Daha sonra azınlık hükümeti kuramayan Çiller, Baykal ile tekrar erken seçime kadar koalisyon hükümeti kurdu. Erken seçimden sonra ANAYOL hükümeti kuruldu ancak Anayasa Mahkemesi güvenoylamasını iptal etti. Bunun ardından RefahYol hükümeti kuruldu. Refah Partisi'nin bu çıkışı bir takım kesimleri rahatsız etmişti. Seçimden lider çıkmasına rağmen 8 ay sonra Erbakan Başbakan koltuğuna oturabilmişti. Aynı zamanda yerel seçimlerde büyük başarı kazanan Türkiye'nin en önemli illerini kazanan Refah Partisi'nin bu hızlı çıkışı 28 Şubat MGK kararları ile istifaya zorlandı ve kirli senaryoların ardından istifa ettirildi. Ardından ANASOL-D hükümeti kuruldu. 99 seçimlerine bu süreçle giren Türkiye DSP-MHP-ANAP koalisyonu ile tanıştı. Ancak bu hükümette 3,5 yıl dayanabildi. Çünkü Ecevit'in dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e Anayasa Kitapçığı'nı fırlatması ile ülke bir anda çok büyük bir ekonomik krize girdi. Bu büyük 2001 ekonomik krizinin ardından 2002 yılında erken seçime gidildi. Bu seçimden AK Parti büyük bir zaferle çıkarak hükümet kurdu. Ancak siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan seçime girememiş ve Meclis dışı kalmıştı. Seçim yasağının dolmasıyla birlikte yenilenen Siirt seçimleri ile Meclis'e giren Erdoğan, Abdullah Gül'den Başbakanlık görevini devraldı. Ve muhtar dahi olamaz denilen isim Türkiye'nin Başbakanı oldu.

TÜRK SİYASETİNE DAMGA VURAN İSİM

Hükümetlerin sabah yıkılıp akşam kurulduğu bir dönemde yerel yönetimler ile aralarında büyük sorunlar yaşanıyordu. 28 Şubat kararlarının ardından Refah Partisi'nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanan Recep Tayyip Erdoğan okuduğu bir şiir nedeniyle 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Erdoğan aldığı ceza nedeniyle görevden alındı. Ve bu karar Türkiye'de büyük bir yankı buldu. Erdoğan'ın cezaevine girmesinin ardından 'Artık muhtar bile olamaz' manşetleri atıldı. Bu sürecin ardından yapılan ilk yerel seçimde yine İstanbul'u kapatılan Refah Partisi'nin devamı olan Fazilet Partisi'nin adayı Ali Müfit Gürtuna kazandı. Ve 2002 yılında AK Parti tek başına iktidara gelince 2004 yılında yapılan yerel seçimde İstanbul'u Kadir Topbaş ile kazanarak iktidarını perçimledi. 2007,2009 ve 2011 seçimlerinden lider çıkan AK Parti 2014 yerel seçimlerine çok daha iddialı hazırlanıyor.

AK PARTİ DÖNEMİNDE KURULAN KUMPASLAR

AK Parti'nin 12 yıllık iktidar sürecinde de bir çok darbe girişimi, bir çok siyasi kriz oluşturulmaya çalışıldı. Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanlığı döneminde hükümetin birçok uygulama ve atamasını veto etti. Hükümet çalışamaz duruma geldi. Bazı kuvvet komutanları, darbe planları tezgâhladı. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Balyoz ve Ergenekon gibi planlar, yıllar sonra deşifre oldu. Özellikle 2007 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi yaşananlar ülkeyi tekrar bir kaosa sürüklemeye yönelikti. 27 Nisan akşamı yayınlanan E-Muhtıra ile Türkiye'de yeni bir kaos ortamı oluşturuldu. Cumhuriyet mitingleri ile halk sokağa döküldü. Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkmasını engellemek için medya adeta bu mitingleri kışkırtıyordu. Ardından Meclis'te yaşanan 367 skandalı ile Türkiye bir kez daha sarsıldı. Muhalefet yani CHP, Cumhurbaşkanlığı seçimi Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Mahkeme'den çıkan karar tam bir skandaldı. Hükümet bunun üzerine erken seçim kararı aldı ve yapılan 22 Temmuz seçimlerinden tek başına yine lider olarak çıktı. MHP'nin de Meclis'e girmesiyle birlikte Cumhurbaşkanı Abdullah Gül seçildi. Ve bu krizde aşılmış oldu ancak 2008 yılında başörtüsü düzenlemesi yapan AK Parti'ye gazete küpürlerinden oluşan bir iddianame ile kapatma davası açıldı. Anayasa Mahkemesi kapatma davasını reddetti. Ancak ekonomi ağır bir darbe aldı. 2011 yılına gelindiğinde ise Jandarma Genel komutanı Necdet Özel dışındaki komutanlar emekliliğini istedi. Bir anda TSK'nın üst kademesi boşaldı. Planlanan koos, acil atamalarla bertaraf edildi.

Cumhuriyet mitingleri ve istifa eden komutanlar...
 

GEÇMİŞİN KOPYASI 17 ARALIK "DOSTMODERN" DARBE

İşte tam da bu süreçte patlak veren 7 Şubat girişimi, Gezi olayları ve 17 Aralık süreci (Erdoğan'ın söylemi ile dostmodern darbe) ile adeta AK Parti ve Başbakan Erdoğan hedef alındı. Geçmişte yaşanan süreçler gibi, Türkiye şimdi de büyük bir büyüme sürecine girmişken, projeler hayata geçirilirken, yatırımlar artarken ve Türkiye'nin ekonomisi giderek büyürken bu sürecin yaşanmasını adeta geçmişin planlanmış bir kopyası gibi karşımıza çıkıyor.
7 Şubat 2012 MİT kumpası ile ortaya çıkan paralel yapının gizli planı Erdoğan'ın son anda devreye girmesi ile bertaraf edildi. Ardından 70'li yıllarda yaşanan öğrenci harekatına birebir benzeyen ve halkı sokağa döken Gezi olayları süreci ile ülke gerilime sürüklendi. 3 ay boyunca Türkiye'de eylemler, protestolar ve yaşamını yitiren gençler ile birlikte hükümet istifa ettirilmeye çalışıldı. Bir çok provokasyona neden olan bu olaylar hükümetin attığı adımlar ile önlendi. Bu olaylarda da ülke ekonomisi büyük zarar gördü.

YİNE AYNI OYUN MONTAJ VE MANŞETLER

Bu olayların hemen arkasından paralel yapının büyük kumpası gündeme damga vurdu. Aradan geçen süreçte neredeyse 1 milyona yakın kişiyi yasadışı dinleyerek ve montajlar hazırlayan parelel yapı 17 Aralık ile bir anda seçim öncesi ülke gündemini adeta sarstı. Yargı ve Emniyet içindeki paralel yapılar, Erdoğansız bir AK Parti için 17 Aralık'ta 'yolsuzluk' kisvesi altında yargı darbesi yapmaya kalkıştı. Bu girişim de önlendi. Hükümete karşı seçim öncesi yıpratma ve 'dostmodern' darbe girişimi ülke ekonomisine 100 milyar dolardan fazla bir kayıp yaşattı. Paralel yapı geçmişte yapılanların aynısını bugünde yaparak montajlanmış ses kayıtlarını ve sahte belgeler ile gündem oluşturmaya çalışıyor. Aynı zamanda paralel yapıya yakın gazeteler de geçmişte olduğu gibi manşetler atarak bu kirli oyuna destek oldular.

NEDEN ERDOĞAN'I İSTEMİYORLAR?

Türkiye'de yapılan bütün seçimler öncesi yapılan büyük provokasyonlar ile seçim sonuçları etkilenmeye çalışılmıştır. 17 Aralık süreci ile de yapılmak istenen tam da budur. Çünkü 12 yıldır yıldızlaşan bir Türkiye'yi, dev projelere imza atan bir Türkiye'yi, istikrarı koruyan bir Türkiye'yi, ekonomisi güçlenen bir Türkiye'yi, faiz oranları düşen bir Türkiye'yi, bölgesinde güçlü olan bir Türkiye'yi, dış güçlerin oyuncağı olmayan bir Türkiye'yi istemeyenlerin geçmişte yaptıkları gibi komplolarla iktidarı ve Erdoğan'ı hedef aldılar. Ancak paralelcilerin hesaplamadığı bir durum vardı. Bu olaylar karşısında dik duran ve olaylara anında müdahale eden bir lider ile ona desteğini hiç esirgemeyen halkı hesaba katmamışlardı. İşte bu yüzden geçmişten gelen kirli planlar bir anda bertaraf edildi. Seçim çalışmalarına çıkan Başbakan Erdoğan'ın miting alanları adeta mahşer yeri gibi kalabalıklarla doldu taştı.

Son Güncelleme: 21.03.2014 10:25
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.